Obsesyon (saplantı) yineleyici, ısrarlı, anksiyeteye neden olan, istenmeden gelen benliğe yabancı (ego distonik) düşünce, dürtü yada düşlemlerdir.

 

Kompulsiyon ( zorlantı) ise; obsesyonları kovmak için yapılan, yineleyici, kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlar yada zihinsel eylemlerdir. Kişi obsesyonlarını kendi zihninin bir ürünü olarak görür, mantıksız yada saçma olduğunu bilir. Kompulsiyonlar ise obsesyonun doğurduğu anksiyeteyi azaltmak amacıyla yapılır, gerçekle ilgisi yoktur, belirgin olarak abartılıdır, geçici rahatlama sağlar.

Obsesyonu etkisizleştirmeye yöneliktir. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin zamanının harcanmasına, günlük işlerinin aksamasına, toplumsal ve mesleki işlevselliğin bozulmasına yol açar. Ortalama başlangıç yaşı 20’li yaşlardır. Yaşam boyu yaygınlığı %2-3 dolayındadır., Çoğu zaman sinsi başlar, süregen alevlenip yatışan bir gidişi vardır. Bu alevlenmeler stresle ilişkili olabilir.

Devamını oku...
 

Hemen herkeste ciddi bir sıkıntıya yol açabilecek stresli bir olayla karşılaştıktan sonra ortaya çıkan; travmatik olayın düşlerde ve düşüncede tekrar tekrar yaşanması, travmayı hatırlatan olaylardan yada durumlardan kaçınma, duygusal tepkisizlik, otonomik aşırı uyarılmışlık hali , tetikte olma, irkilme ile giden bir klinik tablodur.

Bu duruma yol açabilecek travmalar savaş, doğal afetler, yaşamı tehdit eden kazalar, saldırı yada tecavüz gibi durumlardır. Kişi bu olaylarda ölüm yada yaralanma tehditi yaşamıştır yada tanık olmuştur. Travmatik olayı çağrıştıran her şeyden kaçar. 


Karşılaşmak durumunda kalırsa yoğun anksiyete yaşar. Travmayı tekrar tekrar düşlerinde ve düşüncelerinde yaşar. Kaçınma davranışı nedeniyle insanlardan uzaklaşır, işlevselliği bozulur. Aşırı irkilme, uyarılmışlık durumu, uykuya dalmakta güçlük, konsantre olamama, irritabilite görülebilir.

Posttravmatik stres bozukluğu çocukluk dönemini de içine almak üzere herhangi bir yaşta başlayabilir. Yaygınlık % 1-3 dolayındadır. Belirtiler travmatik olaydan sonra 3 ay içinde başlarsa akut, 3 aydan sonra başlarsa süregen olarak değerlendirilir.Eğer travmatik olaydan sonra ortaya çıkan durum 1 aydan kısa sürerse “Akut Stres Bozukluğu” olarak tanı konur. Sağaltımında hastaya ruhsal destek sağlamak, olayı tartışmaya yüreklendirmek, gevşeme egzersizleri ve imipramin, amitriptilin gibi farmakoterapötik yaklaşımlar yararlı olur.

 

FOBİLER: Fobi kelimesi, Yunanca Phobos kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısının adıdır.Fobi;normalde korku oluşturmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunma halidir.Kişi tarafından bu korkuların aşırı ve anlamsız olduğu bilinir ama kişi bunları engelleyemez.Mantıksal düşünmek fobide pek işe yaramaz.Çünkü fobi mantıktan daha ziyade duygularımızla ilgili bir durumdur.

 

Korku ne işe yarar? Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan obje,nesne,varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır.Kaçınmanın temel sebebi organizmayı korumak ve organizmanın hayatını devam ettirmesini sağlamaktır. İnsan bilincinde bu kaçınma,

Devamını oku...
 

GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Başlıca özelliği genel tıbbi bir durumun fizyolojik etkilerine bağlı, klinik açıdan belirgin anksiyetenin bulunmasıdır. Belirtileri arasında yaygın anksiyete bozukluğu, panik atakları yada obsesyonlar bulunabilir. Öykü, fizik bakı ve laboratuvarda genel tıbbi duruma bağlı kanıtlar bulunabilir. Hipertiroidi, hipotiroidi, feokromasitoma, vit B12 eksikliği, kardiyak aritmi, hipoglisemi, anemi, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, SLE, parkinson, multipl skleroz sık olarak anksiyete bozukluklarına yol açan klinik durumlardır. Altta yatan hastalığın sağaltımı yapıldığında genellikle düzelir. Gerekirse özgül sağaltım verilebilir.

MADDE KULLANIMININ YOL AÇTIĞI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Madde kullanımının yol açtığı anksiyete bozukluğunun başlıca özelliği; bir maddenin fizyolojik etkilerine bağlı olduğu yargısına varılan , belirgin anksiyete belirtilerinin bulunmasıdır. Alkol, amfetamin, kokain, kannabis, hallüsinojenler, inhalanlar, fensiklidin ve benzeri maddelerin entoksikasyon durumlarında ; alkol, kokain, sedatifler, hipnotikler ve anksiyolitiklerin yoksunluğu sırasında anksiyete belirtileri ortaya çıkabilir. Anestetikler, analjezikler, insülin, tiroid preperatları, oral kontraseptifler, antihistaminikler, antiparkinson ilaçlar, kortikosteroidler, antihipertansifler, kardiovasküler ilaçlar, antikonvulsiyonlar anksiyeteye yol açabilirler.
 

   Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden yada tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten yada dıştan gelen tehlikeler yada tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır.

 İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik (ego) savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır.

 Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir.

 

Sayfa 2 / 2

<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>