Depresyon Nedir?  : -  Depresyon her yaşta görülebilen bir sorundur.

-  Majör depresyon (büyük depresyon) nöbetlerle gelen ve tedaviyle tamamen düzelen bir özelliğe sahiptir.

-  Toplumun her kesiminde görülebilir.

-  Psikolojik-Psikiyatrik hastalıklar arasında en sık rastlanan bir sorundur.

-  Hayat boyunca her 100 erkekten 10'unun her 100 kadından 20'sinin depresyon geçirdiği araştırmalarla saptanmıştır.

-  Depresyondaki bir insanda en dikkati çeken özellikler şunlardır: Elem, keder, karamsarlık, umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı, ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duyamaması ve hiçbir şeyden zevk alamama halidir (anhedoni).

Depresyondaki bir kişi çevresine ve terapiste;

"Çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi, yapımı kaybettim.

Hiçbir şeyden zevk alamıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek. Hayat bana ağır geliyor. Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun, bitkin hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum. Kimse gelsin,gitsin istemiyorum. Sessiz sedasız bir odada, kendi başıma kalmak istiyorum ... Çocuklarıma bakamıyorum, bazen onları boğasım bile geliyor. Bazen de artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum. Zaman zaman sebepsiz ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı. İştahtan kesildim, kilo verdim. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorum, bazen erkenden sıkıntı ile uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar veremiyorum ... " şeklinde yakınmada bulunur.

Uluslararası Depresyonları Önleme ve Tedavi Komitesinin depresyonlu kişilerin tanınması amacıyla hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız depresyonda olabilirsiniz.

 

  • -  Hayattan eskisi kadar zevk alamıyorum, hiç bir şey ilgimi çekmiyor.
  • -  Son zamanlarda karamsar, ümitsiz kötümser düşünüyorum.
  • -  Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.
  • -  Uyku düzenim bozuldu.
  • -  İştahım azaldı; kilo kaybettim.
  • -  Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsümde baskı oluyor. Mideme kramplar giriyor.
  • -  Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.
  • -  Hafızam zayıfladı, bir şeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.
  • -  Zaman zaman intihar etmek istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum.
  • -  Depresyon geçiren bir insanda; düşünce, duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik hayatı fonksiyonlarda değişiklikler olur.
  • Depresif Rahatsızlık için bir çok boyuttan söz edebiliriz.

 

-  Duygusal boyut

Depresyon konusu içinde insanın psikolojik ve fiziksel işlevlerinin tümünü etkileyen pek çok belirti incelenmektedir.

Depresyon, adı üstünde, aslında duygu durumundaki bir bozukluktur. Bu nedenle, 'depresyon' yerine 'duygusal rahatsızlık' terimi de sıklıkla kullanılmaktadır. Depresyonu yaşayan kişiler, en az iki hafta boyunca devam eden karamsarlık, iştahsızlık, sıkıntı ve keder duygularından yakınırlar. Bu duyguların gün boyu aynı yoğunlukta kalması gerekmez. Bazı kişiler, sabah bu şekilde kalkıp, akşam üstüne doğru kendilerini daha iyi hissedebilirler. Böyle bir değişme, genellikle depresyonun daha ciddi türlerinde gözlenen, günlük 'değişimlerdendir. Depresif duygu durumu, bazen, çevreye karşı gösterilen bir tepki olarak ortaya çıkar. Eğer bu sırada hoş bir olay olursa, örneğin, bir arkadaş ziyareti ya da televizyonda bir komedi filmi gibi, bu karamsarlık bir süre için ortadan kalkar. Bununla beraber, depresyondaki bazı kişilerin, gün boyu bu belirtilerden kurtulamadıkları da olur. Bu depresif duygu durumu, sıradan üzüntülerde bütünüyle farklı olarak tanımlanırken, "Başımın üstündeki bir kara bulut ... " ya da "Uyuşturan bir duygu ... " gibi sözlerle anlatılır. Yaşanan duygulardaki farklılık nedeniyle bu kişiler depresyon terimini hiç kullanmazlar. Onlara göre, bu duygular hepimizin gün içinde yaşadığı diğer duygu değişimlerinden oldukça farklıdır. Kuşkusuz depresyon sırasında üzüntü ve keder dışında, yaşanılan başka duygular da vardır. Örneğin bazı insanlar eskiye kıyasla daha sinirli ve endişeli olduklarını fark ederler.

- Düşünsel boyut

Depresyondaki kişinin kendi dünyası ve geleceği hakkındaki düşüncelerinde de farklılıklar vardır. İşinin ustası bir ev kadını ya da başarılı bir iş adamı, kendisini "işe yaramaz", "yetersiz" ya da "başarısız" biri olarak görebilir. "Aranan özellikler" e sahip olmadığına gerçekten inandığı için, benlik saygısı ve kendine olan güveni de kötü bir biçimde etkilenmiştir. Karar vermede güçlük çekmeye başlar. Geçmiş hataları ve kusurları üzerinde takılıp, çeşitli suçlar ya da bağışlanamaz günahlar işlediğini düşünebilir.

Dünyayı, "acıdan başka hiçbir şey getirmeyen", "engelleyici", "hayal kırıklığına uğratıcı " bir yer gibi algılar. Tüm acıların, eziyetlerin sonsuza dek süreceği gibi bir beklentisi olduğu için, umutsuzluğa kapılır. Durumun değişmeyeceğine inandığı için, intiharı bile bir çözüm olarak görebilir.

İntihar olasılığı depresif rahatsızlıklarda oldukça yüksektir.

Bu olasılık, bazen yalnızca bir ölme isteği olarak kalırken, çoğunlukla da ciddi intihar girişimlerine dönüşebilir. İntihar düşüncelerine eşlik eden diğer düşünceler şöyle olabilir: "Ailem için bir baş belasıyım. Ölseydim daha kolay yaşarlardı", ya da "Derdimi sona erdirecek tek yol ölmektir." İngiltere'de her yıl, 100.000 kadın ve erkekten 16'sı intihar etmektedir. Birçok intihar girişiminin de tıbbi servislerin kayıtlarına ulaşamadığını hatırlayacak olursak, yukarıda belirtilen bu sayıların aslında gerçek sayıların epey altında olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Örneğin, intihar niyetiyle normal dozun biraz üzerinde uyku ilacı alıp, ertesi gün bir zarar görmeden uyanan kişiler de vardır ve bunlar kayıtlara geçmemektedir. Birçok intihar girişimi, bazılarının inandığı gibi "yalnızca bir yardım çağrısı" ya da "taşkın bir davranış" değildir. Bunlar, kişinin gerçekten ölmek istediği, ciddi intihar girişimleridir. İntiharlar ya da intihar girişimlerinin hepsinin, depresif rahatsızlıkla bağlantısı olmamasına karşın, depresyondaki umutsuzluk ve çaresizlik duygularının yoğunluğu nedeniyle, bu rahatsızlığı yaşayanlardaki risk oldukça (depresyonda olmayanlardan 30 kat) yüksektir.

Depresyondayken, daha birçok sıkıntı yaşanabilir: Titiz bir ev hanımı ya da çalışkan bir işçi, kendini yorgun hissederek işini yapamayabilir. Zevk aldığı pek çok şeye karşı ilgisini tümüyle yitirebilir. Daha önceleri arkadaş canlısı olan biri, arkadaşlarından kaçmak için karşı kaldırıma geçebilir; sosyal davetlerin tümünü reddedebilir. Böylece, yalnızlığı ve depresyonu gittikçe artan bir kısır döngüye dönüşür. Kişi, sürekli bir endişe yaşar ve bu endişeye bağlı fiziksel belirtiler gösterir. Kalp atışları artar, aşırı terleme, mide bulantısı, titreme, ağız kuruluğu, ishal ya da kabızlık gibi belirtiler gösterebilir. Düşüncelerde yavaşlama ve dağınıklaşma, dikkatinde zayıflama oluşabilir. Okumak, hatta konuşmak bile zor gelebilir. Bu nedenle, bu sıkıntıyı çeken kişi için herhangi bir işe girişmek çok zordur. Hatta kişi, kendisinin zihinsel bir sorunu olduğunu bile düşünebilir.

- Fiziksel boyut

Depresyonun fiziksel belirtileri de psikolojik belirtiler kadar üzücüdür. Depresyon içinde olan bir kişi için, bazen uykuya dalma sorun olurken bazen de gecenin ortasında uyanma ya da çok erken saatlerde uyanma gibi sorunlar olabilir. Ender de olsa, uyku süresinde artış da gözlenebilir. İştahta azalma olduğunda, kilo kaybı; artma olduğunda da kilo artışları olabilir. Depresyondaki kişiler, enerji kaybının yanı sıra bazen, ya kısmen ya da tümüyle cinsel ilgi kaybı yaşayabilirler.

Depresyondaki genç bir kadın, fiziksel yakınmalarını şöyle dile getirmişti: "Kendimi tükenmiş hissediyorum. Bir şey yapmak özel bir çaba gerektiriyor. Kendimi temiz tutmam bile çaba gerektiriyor; kendimi sürüklemek zorundayım ... "

Okul çağında iki çocuğu olan bir anne, çoğu zamanını yatakta geçirmekteydi. Durumunu şöyle anlatmıştı: "Kendimi yalnızca, yatakta yatarken biraz iyi hissediyorum. Uyuyamıyorum ama yatıyorum. Çocukları okula göndermek için kendimi zorlayıp, tekrar yatağa dönüyorum. Onlar okuldan döndüklerinde kalkıyorum. Akşam yemeğinden sonra yine, doğru yatağa gidiyorum. Çok suçluluk duyuyorum. Ev ahır gibi… Çocukların yedikleri uyduruk şeyler... Onlarla konuşamıyorum bile ... "

Birkaç yıldan beri depresyon yaşayan bir muhasebeci de şöyle demişti: "Her şey çok çabuk oluyor. Yetişemiyorum. Bitkin bir biçimde, sabah dörtte kalkıyor ve bir daha uykuya dalamıyorum. Her şey kapkara ve anlamsız geliyor, günü karşılamaktan korkuyorum. Aklıma gelen ilk düşünceler, işteki problemlerle ilgili. Bu durumla baş edemeyeceğim. İnsanların beni böyle görmesini istemiyorum. Sporu bıraktım. Artık arkadaşlarla bir yerlere de gitmiyorum. Karım kendisini sevmediğimi düşünüyor. Kimseye verecek bir şeyim yok. Ölüm benim için daha iyi olurdu ... "

Ciddiyet derecesi…

Depresyon ciddi ve acı veren bir rahatsızlıktır. Ancak, ciddiyet derecesi kişiden kişiye değişebilir. Siz kendiniz de bir zamanlar depresyon geçirmiş olabilirsiniz. Bu tür bir rahatsızlığı geçirmiş ya da geçirmekte olan birini tanıyabilirsiniz. Bu nedenle de sıraladığımız belirtilerden bazılarını bilirsiniz. Uzmanlar bu rahatsızlığın farklı ciddiyet derecelerini tanımlamak için, farklı terimler kullanırlar. Genelde depresyonun her türü için farklı bir tedavi yaklaşımı önerilir. Bunlar ileride tartışılacaktır. Ancak ben burada, depresif rahatsızlıkların birbirlerinden farklılaştığı iki önemli boyutu tartışmak istiyorum. İlk boyutta, depresyonun 'ciddiyet derecesi' kriter olarak alınır. Bu rahatsızlık bazen öylesine ciddi boyutlarda olabilir ki, depresyondaki kişinin düşünceleri gerçekle bağlantısını tümüyle yitirir. Suçluluk ve rahatsızlık düşünceleriyle birlikte, katı inançlar da fazlasıyla abartılır. Örneğin: "Dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni benim" ya da "Sanki artık beynim yok" gibi. Bu tür düşünceler, yanılsama (delüzyon) olarak tanımlanır. Zaman zaman bunlara anormal algılar (halüsinasyonlar) da eşlik edebilir. Örneğin, ortalıkta hiç kimse yokken, kişi, "Sen kötüsün, cezalandırılmalısın" diyen suçlayıcı bir ses duyduğunu söyler. Depresyonu bu yoğunlukta yaşayan biri, bazen öylesine yavaşlar ki, hareket edemez, konuşamaz duruma gelir. Bazen yukarıda anlatılanların tam tersi durumlar ortaya çıkar: Hasta yerinde duramaz, sürekli ellerini ovuşturur ya da yüzülmüş gibi kıpkırmızı olana kadar derisinin bir yerini ovar. Bu tip ciddi depresyonlar, "psikotik" olarak sınıflandırılır. Bunlar, genellikle, "nevrotik" olarak adlandırılan ve daha hafif seyreden depresyon türleri kadar sık görülmezler.

İkinci boyuttaki ayrım ise rahatsızlığın 'tarihçesine' göre yapılır. Bazen depresif rahatsızlık aynı kişide sık sık tekrarlayabilir. Eğer her rahatsızlık dönemi bir depresyon ise bu durum tek kutuplu (unipolar) depresyon olarak adlandırılır. Bazen de hasta, bir rahatsızlık dönemi boyunca depresyon belirtileri gösterirken, diğer bir dönem boyunca aşırı derecede neşeli ve şen olabilir. Bu aşırı coşkunluk döneminde, ailesi için üzücü olabilecek bazı davranışlar bile yapabilir. Örneğin, enerjisindeki aşırı artış ve kişisel gücü ya da yetenekleri konusundaki büyüklük hezeyanları yüzünden, taşkın davranışlarda bulunabilir. Konuşmasında bir artış ve hızlanma, uyku gereksiniminde azalmalar görülebilir. Dikkatsiz harcamalar yapıp, aşırı cinsel etkinlikler ve toplumsal kurallara uymayan davranışlar içine girebilir. Eğer, depresyon dönemleri, bu tür manik davranışların olduğu dönemlerle yer değiştirerek seyrederse, rahatsızlık çift kutuplu (bipolar) ya da "manik-depresif rahatsızlık olarak adlandırılır. Bu iki zıt durum, birçok yönden farklıdır ve genellikle farklı tipte tedaviler gerektirmektedir.

Kimler depresyona girer?

Depresyon çok yaygındır. Hepimiz, hayatımızın bir döneminde az da olsa bir miktar depresyon yaşarız. Napolyon, Churchille, Abraham Lincoln gibi tarihteki bazı ünlü kişilerin de depresyon yaşadıkları söylenmektedir: Çocuklar ve ergenler de depresyona girebilir ve bazıları, hayvanların da depresyona girebildiklerini söyler. Edinburgh'un ana caddesinde, bir köpek heykeli vardır. Bu heykel, 1858'de ölen sahibinin mezarını 14 yıl boyunca, kendi ölümüne değin, oturup bekleyen bir küçük köpeğin anısınadır. Acaba, bu yalnız ve sahibini bir türlü unutamayan köpek 'depresyon'da mıydı? Eski insanların yazılarında ve insanoğlunun yazılı kayıt tutmaya başlamasından bu yana, depresyonun da bizimle beraber olduğu söylenebilir. Gelecekte de, herhangi bir an ve yerde, ırk ve millet ayırımı olmaksızın, aramızdan %20'mizin yalnızca üzüntü ile kalmayan bazı depresif belirtileri olacaktır. Kadınlarda depresyona rastlanma sıklığı, erkeklerdekinin yaklaşık iki katıdır. Ancak, bu farklılığın nedenleri belirsizdir. Bu, belki de kadınların erkeklere oranla, duygusal sorunlarından daha kolay söz edebilmelerine bağlıdır. Ya da biyolojik (hormonlara ve çocuk doğurmaya bağlı olarak), ve sosyal (kadının yaşam çevresi) nedenlere bağlı olabilir. Daha ciddi depresif rahatsızlıklarda ise bu düzeyde bir farklılık görülmez. Yaklaşık her yüz erkeğin ikisinin ve her yüz kadının dördünün, belli bir zamanda tek kutuplu depresif rahatsızlık geçirme olasılığı vardır. Çift kutuplu rahatsızlıklarda (manik depresyon) ise, bu cinsiyet oranının birbirine daha yakın olduğu söylenebilir (yaklaşık 200 yetişkinden biri).

Duygu durumundaki değişiklikler…

 

  • -  Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık,
  • -  Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik,
  • -  Hiçbir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi,
  • -  Ağlama isteği veya ağlama,
  • -  Konuşmaya dahi isteksiz olma.

 

Düşünce İçeriğindeki Değişiklikler…

-  En başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri (sorunun ilerleyeceği, her şeyin kötüye gideceği düşünceleri,)

-  Benlik saygısında (kendine güvende) azalma (Kendini değersiz, günahkar, suçlu kabul etme, ciddi depresyonlarda kişi bu düşüncelerle intihar eder ... ),

-  İntihar fikirleri…

-  Ağır depresyonlarda bazen gerçeği değerlendirme, muhakemede kısmi bozukluklar görülebilir. Şahıs, organlarının olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme içmesinin anlamsız olduğunu söyler veya kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir.

Depresyonda Hafıza…

- Dikkat toparlanamaz,

- Konsantrasyon bozulur,

- Unutkanlık başlar,

- Yeni şeyler öğrenilemez. Bu nedenle iş performansı ciddi şekilde düşer.

Depresyonda Biyolojik- Vital Fonksiyonlar:

- Uykuya dalmakta güçlük,

- Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma.

- Bazen aşırı uyuma.

- İştahsızlık (perhizde değilken 1 ayda kilosunun %5'inden fazlasını kaybetme),

- Cinsel istekte azalma.

- Hareketlerde, faaliyetlerde yavaşlama; halsizlik, yorgunluk, bitkinlik.

Depresyon Türleri

Maskeli Depresyon: Sınıflamalarda yer almamakla beraber klasik kitapların çoğunda yer alır. Bu durumda klasik depresyon belirtileri yerine, bedenin değişik yerlerinde ağrılar, sızılar, uyuşmalar, karıncalanmalar, hissiyat azlığı, karakter bozuklukları, seksüel alanda ve beslenme ile ilgili davranışlarda bozukluklar; alkolizm, madde bağımlılığı gibi sorunlar ön plandadır. Yani temeldeki depresyonu bu şekilde (maskeli şekilde) dışa yansımıştır.

 

A tipik Depresyon: Hastada depresif duygu durumu dikkati çekmekle beraber, diğer belirtiler "tipik" depresyon belirtilerine uymaz.

-  Gün içi değişimler görülür.

-  Kişilik yapısı, takıntılara saplantıları yatkın insanlarda takıntılar, saplantılar, kuruntular ön plana çıkar. Örneğin; su muslukları, tüpün, düğmesi, ütü fişi sürekli kontrol edilir. Bazen yoldan dönülüp tekrar tekrar bakılır.

-  Bedendeki fizyolojik değişiklikler organlardaki bir bozukluğun habercisi gibi değerlendirilir ve bedensel uğraşılar artar.

-  Çeşitli korkular geliştirilir.

-  Dışarıdan gösteri, rol gibi algılanacak davranışlar görülebilir.

-  Atipik depresyonlu insanlar her zamankinden fazla uyur ve fazla yemek yerler. Aşırı kilo alırlar.

-  Kollarda ve bacaklarda aşırı bir güçsüzlük vardır.

-  Beklenmedik bir şekilde alkole, maddeye, kumara düşkünlük.

-  Aile ve iş yaşamından uzaklaşma.

-  Açıklanması güç cinsel uyumsuzluklar dikkati çeker.

 

Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon: Çocuklarda ve gençlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Daha çok davranış ve tutum değişiklikleri belirgindir. Aşırı ağlama, hırçınlık, asi davranışlar, çabuk sinirlenme; alkol ve uyuşturucu kullanımına başlamanın temelinde depresyon olabilir.

Yaşlılarda ve Menapoz Sonrası Depresyon:

-  Kadınlarda daha sık görülür.

-  Depresyonun tipik belirtileri olmakla beraber; ağır bunaltı (anksiyete), sıkıntı, özellikle sabah sıkıntısı, uyku bozukluğu ön plandadır.

-  Aşırı telaş ve tedirginlik vardır.

-  Sıkıntıdan dolayı sürekli eller ovuşturulur ve yerinde duramama, dolaşma hali vardır.

-  Bedensel uğraşılar daha fazladır.

-  İntihar düşünceleri yoğundur.

 

Doğum Sonrası Depresyonları: Doğumdan sonra annelerde görülen depresif tabloya "puerperal depresyon" denmektedir. Bazı anneler doğumdan sonra, gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük, halsizlik, sıkıntı, üzüntü, bebeğe karşı ilgisizlikle karakterize "bebek hüznü" denen bir durum yaşarlar. Destekleyici tedavilere olumlu yanıt verirler.

Doğum sonrası bir ile üç ay içinde gelişen; karamsarlık, üzüntü, yetersizlik; hiç bir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakamama hallerinde tam bir depresyon geçirilmektedir. Ciddi tedavi gerektirir. Hastaların çoğu tedaviyle düzelir. Bazılarında depresyonun bazı belirtileri uzun süre kalabilir.

Distimik Bozukluk: Eskiden nörotik depresyon, depresif kişilik, nevrasteni diye nitelendirilirdi. Hastalarda en az 2 yıl süren ve çok ağır olmayan depresyon belirtileri vardır. Uyku bozuklukları, hiç bir şeyden mutlu olamama, müzmin karamsarlık hali, halsizlik, yorgunluk; istek ve ilgi azlığı, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar dile getirilir. Bu bozuklukta bir kaç gün, birkaç hafta iyilik dönemleri görülebilir. Ancak bu iyilik dönemleri 2 ayı geçmez.

Postpsikotik Depresyonlar: Şizofreni gibi gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu "akıl hastalıklarında" da zamanla depresyon gelişebilir.

Organik Nedenlerle Bağlı Depresyonlar: Birçok fiziksel bozukluğa bağlı depresyonlar görülmektedir. Örneğin: Hormonal sistemdeki bozukluklar, Nörolojik bazı hastalıklarda (örneğin parkinson, multipl skleroz) kan hastalıklarında, kanserlerde, enfeksiyon hastalıklarının bazılarında, kaza ve ameliyatlardan sonra depresyon gelişebilmektedir. Uzun süre kullanılan tansiyon düşürücü, ülser giderici bazı ilaçlar, bağımlılık yapan uyarıcı ve uyuşturucular, kortizollü ilaçlar da depresyon oluşturabilirler.

 

Depresyonun Nedenleri…

Depresyona yol açan birçok etken vardır.

-  Kalıtımsal nedenler,

-  Biyokimyasal değişiklikler,

-  Hormonal bozukluklar,

-  Tedavide kullanılan bazı ilaçlar,

-  Bazı organik nedenler,

-  Psiko-sosyal olaylar,

-  Sosyo-kültürel etkenler

-  Bazı yaşam olayları depresyona yol açabilir.

Birçok insanın aynı şartlarda yaşamasına rağmen, neden bazılarının depresyona girdiği, bazıların girmediği araştırılıp, tartışılmıştır. Biyolojik-genetik alt yapının depresyona yatkınlık gösterdiği kişilerin dış faktörlerle daha kolay depresyona girdiği ileri sürülmektedir ...

Depresyon Tedavi Edilebilen Bir Sorundur: Depresyon belirtileri iki haftadan fazla sürüyorsa, mutlaka bir uzmana gidip tedavi olmak gerekir. Uzmanların tedavide birçok seçenekleri vardır. 2-3 aylık bir tedavi ile ciddi düzelmeler sağlanabilmektedir. Tedavinin süresi, hastalığın ciddiyeti, süresi, tekrar edip etmediğine göre ayarlanır. Psikoterapi ile birleştirilen ve sosyal düzelmeler ile desteklenen tedaviler daha iyi sonuçlar vermektedir.

Depresyon sorununu, tanıyın, yenin …

-  Depresyon psikolojik bir sorundur.

-  Depresyon çok yaygın bir sağlık sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 10 kişiden birinde depresyon görülmektedir.

-  Ancak, halk ve doktorlar tarafından yeterince tanınmamaktadır.

-  Depresyonlu kişinin iş verimi düşer, çalışamaz, insanlar ile olan ilişkileri bozulur.

-  Aileye ve topluma getirdiği ekonomik yük çok büyüktür.

-  Depresyon tedavi edilebilen ve tam olarak düzelebilen bir hastalıktır.

Depresyon tedavi edilmezse intiharla sonuçlanabilir. İntihar olgularının büyük bölümü depresyon geçiren hastalardır.

-  Depresyonun tanınmamasının ve yeterince tedavi edilmemesinin hastaya ve topluma maliyeti çok yüksektir.

-  Tanınması ve tedavi edilmesi halkın ve doktorların eğitimi ile mümkün olabilir.

Depresyonla Yaşamak: Birçok aile üyesi depresyondaki biriyle yaşamanın gerçekten çok zor olduğunu söyler. Hatta bu o kadar zordur ki, zamanla, kendi psikolojileri ve huzurları da tehlikeye girer. Aile fertlerinin bu şikayetleri, araştırmacıların yaptığı gözlemlerle desteklenmektedir ve depresyonun, onunla çok kısa da olsa ilişkide bulunan kişiler üzerinde bile, ciddi boyutta olumsuz bir etki bıraktığı sonucu ortaya çıkmıştır. Örneğin, depresyondaki biriyle yapılan kısa bir telefon görüşmesi dahi, depresif halde olmayan dinleyicinin ruh halini etkileyebilir. Bu veriler kapsamında, depresyonun aile üyeleri ve yakın akrabalar üzerinde ciddi anlamda bir stres unsuru oluşturması hiç de şaşırtıcı değildir.

Depresyon Tedavisi

Depresyon sorunu, 18 yaş üzerindeki genel nüfusun en az yüzde 5 'inin yaşamlarını belli oranda etkileyen, yaygın bir durumdur. Kadınlarda, erkeklere nazaran daha sıklıkla görülür. Depresif rahatsızlık ciddi oranda yıkıcıdır, çalışma kapasitesini olumsuz etkiler ve aile hayatıyla sosyal hayatı alt üst eder. Ciddi depresyon vakalarında ortaya çıkan rahatsızlıklar, şeker, yüksek tansiyon gibi önemli hastalıkların yol açtığı rahatsızlıkların dahi önüne geçer. Depresif rahatsızlık öldürücü dahi olabilir. Depresif hastaların en azından yüzde 15'i ki bu sayı antidepresanlar piyasaya çıktığından beri az da olsa değişmiştir. Uzun süreli sistematik bir tedavi uygulanmadığı takdirde, ömür boyu, intihar etme eğilimi içerisinde olmaktadırlar.

Psikoterapötik ve iyileştirici stratejiler, tıbbi bir müdahale olsa da olmasa da, hastalara ve ailelerine yararlı olabilmektedir. Aşağıda depresyon tedavisinde kullanılan bazı psikoterapi tekniklerinden bahsedilecektir.

 

Depresyon ve Bilişsel Terapi Tekniği

Bu kuramda 4 temel öğe vardır. Bunlar:

 

  • 1- Olumsuz üçlü: Kendini, dünya ve yaşantıları, geleceği olumsuz algılama.
  • 2-  Olumsuz düşüncelerin otomatik olarak ortaya çıkması
  • 3-  Bilgi işlemede ve algıda sistematik hataların olması
  • 4- Temel işlevsel olmayan sayıltıların ortaya çıkması

 

 

Olumsuz Üçlü: İlk öğesi hastanın kendini değersiz, yetersiz, ahlaken ya da fiziksel olarak özürlü olarak algılamasını kapsar. Hasta geçmişte olan olumsuz olaylardan kendini sorumlu tutar ve başkaları tarafından beğenilmediğini düşünür.

Olumsuz üçlünün ikinci öğesi hastanın çevresiyle olan ilişkilerini ve yaşantılarını olumsuz olarak algılamasıyla ilgilidir. Kendinden çok şey talep edildiğini, dünyanın aşılamayacak güçlüklerle dolu olduğunu düşünür.

Aynı şekilde, gelecek; karanlık, başarısızlıklara gebe, ümitsiz bir durum olarak algılanır.

Beck (1967), bu olumsuz bilişsel kavramların depresif sendromun özelliği olan hemen bütün belirtileri açıklayabileceğini söylemektedir.

Otomatik Düşünceler: Olumsuz düşüncelerin otomatik olarak ortaya çıkması da depresyonun bilişsel kuramının önemli bir yönüdür. Bu işlevsel olmayan düşünceler, hasta önceden planlamadan, yargılamadan, düşünmeden çabuk ve otomatik olarak ortaya çıkarlar. Otomatik düşünceler doğrudan daha temel işlevsel olmayan şemaları ya da sayıltıları yansıtırlar ve hasta tarafından doğru olarak kabul edilirler. Bu düşünceler bazen o kadar çabuk oluşurlar ki hasta bunların farkında olamayabilir. Bilişsel terapide ilk başta ele alınan konulardan biri de hastaya bu otomatik düşüncelerini yakalamayı öğretmek ve bu düşüncelerin duygu ve davranışları nasıl etkilediğini göstermektir.

Sistematik Hatalar: Hastanın kendini, çevresini ve geleceğini olumsuz olarak algılamasında önemli etkenlerden biri de bilgi işlemede yapılan sistematik hatalardır. Beck (1967, 1976) bu hataları aşağıdaki şekilde sıralamaktadır.

-   Seçici Algılama: Bir durumun seçici olarak belli bir ayrıntısının algılanması, diğer önemli özelliklerin ise göz ardı edilmesi

Örnek: "Bugün her şey ters gitti. Hiç iyi giden bir şey olmadı."

-   Abartma: Olumsuz olayları büyütme depresif düşünceye yol açar ve bu düşüncelere inanma olasılığını arttırır. Diğer yandan ise depresif düşüncelerin çokluğu ve bunlara daha fazla inanma depresyonun derecesini arttırır. Bilişsel terapist bu kısır döngüyü, hastaya olumsuz düşüncelerini sorgulamasını, sonra da bu düşüncelerin temelindeki sayıltılarını değiştirmesini öğreterek kırmaya çalışır.Örnek: Gece uykusuz kalan bir hastanın bunu bir felaket olarak düşünmesi

-   Küçümseme: Olumlu olayları küçümseme

Örnek: Sınavdan iyi not alan bir öğrencinin "Bunu herkes yapabilirdi. Önemli bir şey değil."

-   Aşırı Genelleme: Bir tek olaydan genel kurallar çıkartma

Örnek: Ufak bir hata yapan hasta "Elime aldığım her şeyi berbat ederim, hiçbir işi doğru dürüst yapamam."

-   Bireyselleştirme: Günlük aksiliklerden kendini sorumlu tutma

Örnek: Onu görmediği için geçip giden arkadaşının arkasından "Her halde onu kızdıracak bir şey yaptım."

-   Ya Hep ya Hiç Tarzı Düşünme: Olaylar, siyah-beyaz, çok kötü-fevkalade, iyi-kötü gibi iki uçta algılanır

Örnek: "Ben bir hiçim, çok başarısızım."

-   Keyfi Çıkarsama: Kanıt olmadan ya da aksi kanıt olduğu halde bazı sonuçlara ulaşma

Örnek: Terapide verilen ilk ödevde güçlük yaşayan birinin "Bu tedavi bir işe yaramayacak." diye düşünmesi

Bu tip sistematik hatalar sadece hastalar tarafından yapılmamakta, sağlıklı insanlarda da görülmektedir. Ancak, depresyondaki hastalar bu hataları çok sık ve yaygın olarak yapmakta ve onları değiştirmek ellerinde değilmiş gibi algılamaktadırlar. Bu hatalar aynı zamanda hastanın kendini olumsuz algılamasını sürdürme işlevi göstermektedir. Terapide ele alınan önemli konulardan bir diğeri de bilişsel hataları tanımlamak ve düzeltmektir.

İşlevsel Olmayan Şemalar: Depresyonun bilişsel kuramıyla ilgili dördüncü ve en önemli kavram ise temel işlevsel olmayan sayıltılardır. Bu sayıltı ya da inançlar genellikle başlangıcı çocukluk döneminde olan, yaşam boyu gelişen, oldukça değişmez ve kalıcı özelliklerdir. Bireyin, ne yaparsa yapsın kendini değerli hissedebilmesi için başkalarının onayının gerektiğine inanması, başarılı sayılabilmek için her alanda başarılı olma zorunluluğunu hissetme ya da yaşamda her şeyin kontrol edilebileceğine inanma, işlevsel olmayan düşüncelere örnek olarak verilebilir. Bu çeşit fikir ve inançlar sürekli olarak bilişsel çarpıtmalarla desteklenmektedir.

Şemalar olayları algılarken bize anlam çerçeveleri sağlarlar. İnsanlar arası ilişki büyük ölçüde ortak şemalara dayanmaktadır. Bilgiyi bellekte saklayabilmek, farklı duyu organlarından gelen bilgileri birleştirebilmek, birbiriyle ilişkili bilgileri hatırlayabilmek, şemalar yardımıyla olmaktadır. Şemaların tekrarlanarak gelişmeleri ve otomatik işleyen zihinsel birimler biçimine dönüşmeleri uzun yıllar sürmektedir.

Depresyonun 4 temel öğesini gözden geçirdiğimiz zaman ilk ikisinin, bilişsel üçlü ve otomatik düşüncelerin, içerikle ilgili olduğu görülmektedir. Bilişsel içerik, bireyin erişilebilir düşünce ve imgeleridir. Sorgulamayla kolayca ortaya çıkabilir, özellikle kısa ve zaman sınırlı tedavide içerikle ilgili çalışmalar tedavinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bilişsel hatalar ise bilişsel süreçle ilgilidir. Bilişsel süreç bilginin işlenmesiyle ilgili süreçleri kapsar. Bu hataların gösterilip bilgi işleme sürecinde değişikliğe yol açma, depresif belirtilerin devamını önlemede kullanılmaktadır. Şemalar ya da temel sayıltılar ise yapısal temel taşlar olarak kavramsallaştırılır. Genellikle kısa süreli tedavilerde bilişsel yapıda değişiklik sağlamak güçtür,. Depresyonun tekrarını önleyici en önemli etkenlerden biri de yapısal öğeleri değiştirmektir.

Beck'in (1967) formülasyonuna göre erken yaşantılar hastanın kendi ve dünya ile ilgili bazı temel işlevsel olmayan şemaların gelişmesine yol açar. Bu şemalar daha sonra algıları organize etmede ve davranışları yöneltmede kullanılır. Kişinin dünyasını yordayabilmesi ve yaşantılarını anlamlandırabilmesi, normal işlev göstermesi için gereklidir. Ancak, bazı sayıltılar son derece katı, uçta, değişmeye dirençli ve bu nedenle de işlevsel değildirler. Böylece depresyon gelişmesine zemin hazırlarlar. Ancak, yalnızca işlevsel olmayan şema ve sayıltıların olması tek başına depresyon oluşumunu açıklayamaz. Sorun, bireyin yaşamında o şema ya da şemaları aktive eden kritik olayların meydana gelmesiyle başlar, örneğin, "Kişisel değer yalnızca başarıya bağlıdır." inancı başarısızlıkla karşılaşınca depresyona yol açabilir. Aynı şekilde, mutlu olmak için sevilmek gerekir tarzındaki bir sayıltı redle karşılaşınca depresyonu kışkırtabilir. İşlevsel olmayan düşünceler aktive olunca "olumsuz otomatik düşünce" bombardımanına yol açarlar. Hoşa gitmeyen duygularla ilintili olduğu için, bu düşüncelere olumsuz denmektedir. Kişinin kontrolü olmadan akla geliverirler. Otomatik düşünceler günlük yaşantıların yorumlanması, gelecekle ilgili tahminler ya da geçmişte olanların anımsanmasıyla ilgili olabilirler. Otomatik düşünceler depresyonun diğer belirtilerine yol açar. Aktivite düzeyinde azalma, geri çekilme gibi davranışsal; ilgi kaybı, hareketsizlik gibi motivasyonel; suçlanma, anksiyete, üzüntü gibi duygusal ve dikkati toplayamama, uyku bozuklukları gibi bilişsel belirtiler ortaya çıkar. Depresyon geliştikçe olumsuz otomatik düşünceler daha sıklaşır ve şiddeti artar, rasyonel düşüncede azalma gözlenir. Bu süreç gittikçe artan ve devamlılık gösteren çökkün duygu durumla desteklenir. Böylece kısır döngü oluşur.

Depresyon ve Bilişsel-Davranışsal Terapi

Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) depresyon için en yaygın kullanılan psikoterapi şeklidir. Bilişsel Terapi, geçtiğimiz otuz yıl boyunca, Aaron T. Beck ve meslektaşlarının çalışmasının bir sonucu olarak ge]işmiştir. BDT ayrıca Albert Kills, Charles Ferster ve Joseph Wolpe yeni ufuklar açan yazılarından da yararlanmaktadır.

BDT (Bilişsel Davranışsal Terapi) yapısal, süre sınırlı, normalde 3-6 aylık periyodda gerçekleştirilen bir psikoterapi modelidir. BDT, düşünce süreçleri, düşünce içeriği, kasıtlı davranışlar ile ruhsal sıkıntıların arasındaki işlevsel ilişkileri anlamanın ve hastalara depresyonla baş etmede kullanacakları daha etkili yolları öğrenmelerinde yardımcı olmanın etrafında odaklanır. Terapi ilerledikçe, potansiyel zayıflık alanları araştırılır, tanımlanır, konuşulur ve sona gelmeden önce, nüksetmeyi önleyici teknikler uygulanır. BDT, ya grup ya da bireysel terapi olarak sunulur ve BDT'nin yakın zamanda geliştirilmiş modellerini bir araya getirir. Terapi, en iyi, az ya da orta şiddetteki çift kutuplu ve psikozlu olmayan depresyon türü içindeki kişiler için uygundur. Terapinin normal seyri sekiz seanstan yirmi seansa kadar uzayabilir. Birkaç özellik, BDT'yi hem psikoterapinin iç anlayışa yönelik geleneksel modellerinden hem de diğer kişilerarası psikoterapi gibi süre sınırlaması olmayan terapilerden ayırır. Belki de en önemlisi, BDT terapistinin durum tespitlerinin ve müdahalelerinin doğrudan, depresyonun bilişsel ve davranışsal kavramsallaştırmalarından çıkmasıdır. İkinci olarak, BDT seansları belli bir düzen ya da planı takip eder. Üçüncü olarak, ev ödevlerinin düzenli kullanımında olduğu gibi, BDT de, hastaların depresif semptomlarla ve diğer zorluklarla baş etmek için kullanabilecekleri yöntemlere adım adım bir girişin üstünde durur. Dördüncü olarak, terapist "ortak görüş" olarak bilinen etkileşim şeklini kullanır. Sözde asıl terapötik nitelikleri (gerçeklik, doğru empati ve saygı) sağlamanın ötesinde, terapist, problemlerin incelendiği, alternatif açıklamaların yapıldığı ve yararlarını ölçmek için yeni yaklaşımların denendiği bir ittifak geliştirir. Terapiye yöneltilen deneysel yaklaşım, ayrıca, problem listelerinin ve gelişimi izleyen değerlendirme ölçeklerinin düzenli kullanımına da yansıtılır. Kişiler arası Psikoterapide olduğu gibi, bilişsel terapistler de hastalara depresyon hakkında daha fazla bilgi ve tedaviden ne beklenebileceğine dair daha gerçekçi bir anlayış edinmelerine yardımcı olan psiko-eğitsel stratejiyi büyük oranda kullanabilir.

Bilişsel-Davranışçı Terapinin Özellikleri

Beck ve arkadaşlarının (1979) tanımıyla bilişsel terapi "aktif, direktif, zaman sınırlı ve yapılandırılmış" bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın altında, bireyin duygu ve davranışlarının, büyük ölçüde dünyayı yorumlayıp algılamasıyla tayin edildiği şeklindeki kuramsal görüş vardır. Bilişsel terapinin temel özellikleri aşağıda özetlenmektedir.

 

  • 1-  Yapısal: Her terapi görüşmesi, hastanın ve terapistin anlaştığı şekilde planlanır.
  • 2-  Aktif: Hem terapist hem hasta aktif olarak terapi sürecine katılırlar. Terapi ilişkisi önemlidir.
  • 3-  Direktif: Terapist görüşmeyi idare eder.
  • 4-  Esnek: Tedavinin gidişine göre, hastanın gereksinmeleri göz önüne alınarak uygun teknikler ve ev ödevleri seçilir.
  • 5-  Kurama Dayalı: Tedavi, psikolojik bozuklukların bilişsel kuramına dayalıdır. Çeşitli tekniklerin altta yatan bir rasyonele göre uygulamalarını içerir.
  • 6-  Kısa ve Zaman Sınırlı: Hastaların bağımsız başa çıkma yöntemlerini geliştirmeleri yüreklendirilir.
  • 7-  Soruna Yönelik: Odak sorunları sürdüren faktörleri anlamak ve ortadan kaldırmaktır.

 

Bilişsel terapi bir çeşit problem çözme yöntemi olarak algılanabilir. Hastalar, depresyonu da içeren çeşitli sorunlarla başvururlar. Depresif düşünce tarzı sorunları çözmeyi engeller. Otomatik olumsuz düşüncelerle uğraşmak sonuç değil sonuca giden yoldur. Terapinin amacı yalnızca hastanın rasyonel düşünmesine yardımcı olmak değil hastanın sorunlarına bilişsel-davranışsal stratejileri kullanarak çözümler bulmaktır. İlk amaç belirtileri azaltmak, uzun vadede ise yaşamla ilgili sorunları ele almak, böylece ileride olabilecek depresyon nöbetlerini önlemektir.

Depresyonda Bilişsel-Davranışçı Tedavinin Etkinliği

Literatürde depresyonun tedavisinde bilişsel-davranışçı terapinin kısa ve uzun süreli sonuçları ve etkinliği ile ilgili karşılaştırılmalı çok sayıda araştırma yayınlanmış ve halen de yayınlanmaktadır. Tedavinin hemen sonrasındaki sonuçların değerlendirildiği çalışmalar, bilişsel-davranışçı terapinin en azından trisiklik antidepresanlar kadar etkin olduğunu göstermektedir. Uzun süreli etkinliği ile ilgili yapılan üç ayrı izleme çalışmasında antidepresan ilaçlara göre nüksün önlenmesinde bilişsel-davranışçı terapinin daha etkin olduğu saptanmıştır.

Dobson'ın 1989'da yaptığı, yirmi sekiz ayrı araştırmanın karşılaştırıldığı bir meta analiz çalışmasında, bilişsel-davranışçı terapinin, davranışçı, psikodinamik, yöneltimci olmayan ve diğer terapi türlerine göre anlamlı düzeyde etkili olduğu bulunmuştur. Literatürdeki bir çok çalışma, depresif hastaların bilişsel-davranışçı terapiden yanıt aldıklarını gösterirken bazı depresif hastaların bu terapiden etkin yanıt alamadıkları da bir gerçektir. Özellikle şiddetli depresyonlarda ilaç tedavilerinin daha etkin ve daha hızlı tedavi edici etkileri olduğu bulgulanmıştır. Şiddetli depresyonlarda özellikle intihar riskinin yüksek olduğu durumlarda farmakoterapi, elektro-konvülsif tedavinin uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Diğer taraftan bilişsel-davranışçı terapinin kronik depresyonun tedavisinde ve nüksü önlemede üstünlüğü çalışmalarla gösterilmiştir. Yeterli sayıda araştırma sonuçları, depresyonun tedavisinde farmakoterapi ve bilişsel-davranışçı terapinin birlikte kullanımının sadece farmakoterapiden veya sadece psikolojik tedavilerden de daha etkin olduğunu göstermiştir. Bu araştırma sonuçları göz önüne alındığında, farmakoterapi ve bilişsel-davranışçı terapinin birlikte kullanımının depresyonun tedavisinde etkin stratejilerden biri olarak kabul edildiği sonucuna varılabilmektedir.

Kişiler Arası Psikoterapi

Depresyondan şikayet eden bir hasta ofise geldiğinde hastanın semptomlarını sormanın yanı sıra, depresif vakaya neden  olan yaşam olayları hakkında soru sormak genellikle ikinci aşamadır. Eldeki bu bilgilerle, "İşinizi kaybettikten sonra depresyona girmişsiniz. Bu iki olay muhtemelen birbiriyle alakalı" tarzında bir açıklama sunarak, depresyonu kendimiz ve hastalarımız için anlamlı hale getiririz. Ruhsal durumu çevresel stresle birleştirmek, deneysel çalışmalarda geçerli ve doğru olmasının yanı sıra, hem klinik uzmanları olarak biz hem de hastalarımızın depresyonu anlamasında kabul edilebilir bir yoldur.

Kişiler Arası Psikoterapi (KPT), hastanın kişiler arası sorunları ile depresif semptomları arasındaki ilişkiye odaklanan bir psikoterapötik tekniktir.Kişilerarası olaylar (örneğin evlilik çatışması, yeni bir iş, eşin vefatı) ve depresyon arasında ki, klinik açıdan ilintili ve deneysel açıdan da kanıtlanmış bağın çerçevesinde yapılandırılan KPT'nin, hem sezgisel olarak cazip hem de olağanüstü şekilde etkili olduğu görülmüştür.Net olarak belirtilmiş tedavi hedefleri, belirlenmiş tedavi süresi ve klinik çalışmalardaki mükemmel deneyimi ile KPT,klinik,özel uygulama ya da sağlık sistemi çerçevesindeki geniş çaptaki depresyonlu hastalar için yararlı bir tedavi seçeneğidir.

KPT, 1970'lerde Gerald L. Klerman, M.D. ve Myrna M. Weissman, Ph.D. tarafından bulunmuş, sistemli, kısa süreli bir psikoterapidir. Başlangıçta ayakta tedavi gören orta şiddetteki depresyonlu hastaların tedavisi için geliştirilmiş; fakat sonrasında birçok geniş kontrollü klinik çalışmada da etkililiğini kanıtlamıştır. Son on yılda araştırmacılar, bulimia, geç yaşam depresyonu, distimi ve HIV pozitif kişilerdeki depresyonun da dahil olduğu diğer birçok klinik sendromun tedavisi için tekniği genişletmiş ve uyarlamışlardır.

KPT, bilişsel terapinin (depresyonla ilişkili otomatik negatif düşüncelere odaklanan) ya da psikodinamik psikoterapinin aksine (altta yatan bilinçdışı istek ve çatışmalara odaklanan) güncel kişiler arası sorunlara odaklanır. Hastanın, tedavisi mümkün olan bir hastalıktan (depresyon) ıstırap çektiğine dair bilgilendirildiği bir "tıbbi model" kullanır. KPT'nin hastaya açıkça sunulan önermesi; güncel kişiler arası problemler üzerinde çalışarak, hastanın hem kişiler arası ikilemini çözeceği hem de depresyonunu tedavi edeceğidir.

Bireysel Psikoterapi

Normal depresyon, en büyük özelliği üzüntü ve umutsuzluk duygusu olan oldukça acı verici bir mental durumdur. Oysa türüne bakılmaksızın klinik depresyon, patolojik etkilerini sadece ruh hali üzerinde göstermez. Kişinin algılayışı değişir, böylece kendini umutsuz ve çaresiz hisseder. Özgüven eksikliği yaşar. Ayrıca kişi, kendi kendini cezalandırma isteği duyabilir ya da hayattan kaçma, saklanma ve çoğunlukla ondan tamamen kurtulma arzusu da gösterebilir.

Depresyonun şekline bağlı olarak vejetatif semptomlar da ortaya çıkabilir. Bazı kişiler enerjilerinin tükendiğini hissedip uyuşuk ve umursamaz görünürler. Yemeğe ve sekse karşı tüm isteklerini yitirir, sabah çok erken uyanıyor olmaktan şikayet ederler. Bazıları ise çok fazla yemek yediğini ve uyuduğunu" anlatır. Kimisi de kontrol edilemeyen heyecan ya da hastalıklı korkulardan ve anksiyeteden dert yanar.

Depresyon, değişik semptomlar gösterebilir ve farklı şiddette ve kroniklikte ortaya çıkabilir. Aslında, birçok kişi özellikle önemli bir kaybın ya da hayal kırıklığının ardından çıkan aşırı üzüntülü ya da mutsuz olaylar yaşamıştır. Sağlıklı kişiler için bu acı verici olayların etkisi, kişi yeni durumlara alıştıkça, oldukça hızlı şekilde ortadan kalkar. 1917’ye kadar uzanan eski tarihlerde Freud 'un da belirttiği gibi; yas tutmak, kişinin kendi değerlilik duygusunu etkilemediği için depresyondan ayrılır. Kişi üzüntülüyken, içinde bulunduğu durumdan dolayı umudunu kaybetmiş olabilir ancak yine de kendi benliğinin farkındadır. Depresyondayken ise, kişinin kendisi hakkındaki bu his ve algılamaları çoğunlukla değişir ve dıştaki kayıp, içteki boşluk ya da değersizlik duygusu ile tamamlanır. Depresyonlu kişiler ile yakınını kaybetmiş kişileri karşılaştıran bir çalışma, kesinlikle perişan halde olsa da yas tutan grubun, içinde bulundukları durumu günlük yaşamlarının bir devamı olarak gördüğü, halbuki depresyonlu grubun kendilerine yönelik his ve algılamalarında değişiklikler yaşadığı sonucuna varmıştır.

Bu yüzden depresyon, üzgün bir ruh halinin artışından fazlasıdır. Bilişteki, istemdeki ve fizyolojideki değişiklikleri kapsar. Bunun dışında, yukarıda da bahsedildiği gibi, kişileri değişik şiddette ve kroniklikte etkiler. Bazıları, o anki hal ve durumu ne kadar tatmin edici ya da cezalandırıcı olsa da, her zaman bir bakıma depresyonlu ya da hoşnutsuzdur. Bazıları ise, anlaşılır nitelikteki bir kaybın ya da yaşamlarında anlam ve memnuniyet bulma tarzlarının tersine dönmesinin ardından dayanamazlar. Ve kimisi de, düşük benlik saygısını iyice abartıp açığa çıkartan kuruntuların karmaşıklaştırdığı ve çok küçük tahriklerle nükseden şiddetli depresif reaksiyonlara maruz kalırlar. Bu depresyon şekillerinin her biri, depresyonun çok yönlü rahatsızlığını meydana getiren belirli semptomlar için biçimlendirilmiş bir psikoterapi türünü gerektirir.

Farklı şekillerdeki psikoterapiyi seçmenin arkasında yatan mantığı açıklamak için, aklın bilgisayarla karşılaştırıldığı bir analojiyi kullanmak yardımcı olur. Bu analojiye göre bipolar bozukluğun (çift kutuplu rahatsızlık)parçası olabilen yada mani vakaları olmadan bile ortaya çıkan bazı psikotik özelliklerle beraber şiddetli ve tekrarlayan bir depresyon bilgisayarın kendi gerçek mekanik (genetik) yapısındaki bazı unsurları gösteriyormuş gibi düşünülebilir. Bu nedenle klinik uzmanları genellikle; tıbbi tedavi, psikoterapötik tedaviler ve bazen de hastaneye yatırmayı içeren çeşitli ölçümlerle içte meydana gelen bu hasarı telafi etmeye çalışılmalıdır.

Kronik (karakterolojik) olan ve tecrübeleri mantıksız bir şekilde değerlendirmekten kaynaklanıyormuş gibi görünen bu depresyonlar, bir bilgisayarın fabrikadan çıktıktan hemen sonra programlanmasıyla ilgili problemler olarak algılanabilir. Bu tarz durumlarda kişinin biçimlendirici yılları, özelikle kendisinin ve önemli bulduğu diğer kişilerin düşüncelerini göz önünde bulundurarak günlük yaşantılarına anormal bir tutum içerisinde anlam yüklediği yıllardır. Distimik rahatsızlıklar olarak adlandırılan bu depresyon şekilleri, psikotik ya da bipolar depresyona özgü göze çarpan kuruntularla ya da vejatatif değişikliklerle ortaya çıkmazlar. Daha ziyade, hastanın günlük hayatına yönelik negatif tepkisini etkileyip güçlendiren ve neredeyse sürekli var olan bir hoşnutsuzluk duygusu gösterirler.

Psikoterapi çoğunlukla, kronik karakterolojik depresyon için uygulanan bir tedavi seçeneğidir. Bunun nedeni bu terapötik müdahale şeklinin özellikle, depresyonun çıkmasına neden olan kişinin kendisi ve etrafındaki kişiler hakkındaki mantıksız inançlarını düzeltmeyi amaçlamasıdır. Zaman zaman bu mantık dışı inançlar, terapötik bir durumda terapiste karşı sergilenebilir (aktarım) ya da daha sıklıkla, hastanın duyusal çevresindeki önemli kişilere karşı tanımlanabilir.

Depresif rahatsızlıkların üçüncü şekli olan depresyonlu ruh halindeki uyum bozuklukları, klinik uzmanlar,danışmanlar ya da terapistler tarafından görülen depresyonlu kişilerin büyük çoğunluğu için bilgi sağlayabilir. Bilgisayar analojisini devam ettirirsek; bu kişilerin bozulmamış mekanik (genetik) yapıları vardır ve oldukça gerçekçi erken programlama (normal çocukluk) yaşayabilecek kadar şanslı olmuşlardır. Böylece yaşantı verileri yeterli ölçüde işlenmiştir. Sorun, bu kişilerin, onlara korkunç gelen bazı tecrübeler yaşamış olmalarıdır. Öyle tecrübeler ki, normal inanç sistemlerine dahil edemezler (bilgisayarlarının normal olarak işleyemediği veriler) ve bu yüzden depresyon ve umutsuzluk duyguları ile geri çekilirler. Presipitan faktörü kişiden kişiye değişir fakat kişinin kendisine ya da yakın çevresine yönelik fikirleri hakkındaki bir miktar kırılganlığıyla birlikte oldukça derinden akseder.

Örneğin, İngiltere' deki depresyonlu kadınlara yönelik bir çalışma, rahatsızlığın "tahrik edici bir olayın" ardından çıktığı sonucuna varmıştır. Yine de bu olay, gerçek bir kaybın ya da mahrumiyetin olmasını gerektirmemiştir; daha ziyade, kişinin mutluluğu için gerekli gördüğü bir idealin ya da düşüncenin kaybıyla da sonuçlanmış olabilir. Araştırmacılar, bir örnek olarak, kocasının birkaç sene önce kendisini aldattığını öğrendikten sonra depresyona giren bir kadının vakasından bahsederler. Bu olayda, kadının dışarıdaki önemi ve kişiler arası yaşamı değişmemiştir; fakat kocası, kendisi ve evlilikleri hakkındaki düşüncesi kesinlikle değişmiştir.

Uyum bozuklukları ayrıca, spesifik bir terapi şekli de gerektirir. İlaçlar çoğunlukla, genel itibariyle sağlıklı olan bu kişilerde yarar göstermezler. Terapinin görevi sadece semptomların kaybolması değil, aynı zamanda kişilerin eski yeterli durumuna geri dönmesi, daha kalıcı bozukluğa doğru giden bu geçici rahatsızlığın şiddetinin azalması ve hastaların, kısa dönemli rahatlama fakat uzun dönemli olumsuz sonuçlar getirebilecek durumlara girişmelerini önlemektir.

Grup Terapisi

Genel bir terim olarak grup psikoterapisi, sadece, aynı anda birçok hastayı tedavi etmek anlamında kullanılır. Bu kategori içerisinde, oldukça az oranda ortak felsefe paylaşan çeşitli terapötik yaklaşımlar vardır. Bunlardan bazıları; destek grupları, kendine yardım grupları, kriz grupları, bilişsel-davranışsal gruplar, kişiler arası ilişkiler grupları ve çözüm yönelimli gruplardır.

Bu tedavi modalitelerinin birçoğu depresyonlu hastalara uygulanmıştır. Terapötik teknikteki ve hedeflerdeki anlamlı farklılıklar, çeşitli ortamlardaki depresyonlu hastaların rolleri karşılaştırıldığında görülebilir.

"Şimdi ve burada" bağlamındaki sosyal ve kişiler arası etkileşimlerin uyumlu ve uyumsuz şekillerinin incelenmesi, kişiler arası psikoterapi grubu için ana odağı ve terapötik alt yapıyı sağlar. Bu oldukça sosyal ve etkileşimli temelin verildiği böylesi bir grubun başarısı, uygun hasta seçimine ve oluşan grup kompozisyonuna bağlıdır.

Sayıca dengelenmiş cinsiyet ile teşhislerin ve kişilik tarzlarının karışımından oluşan heterojen bir grup, en etkili kombinasyondur. Yalom, kritik topluluğu ve kişisel katılım fırsatını göz önünde tutarak, bir kişiler arası ilişkiler grubunun en ideal büyüklüğünün yedi ya da sekiz hastadan ibaret olduğunu belirtmiştir (en aşağı beş ve çoğunlukla daha fazla sayıda). Bu nedenle, en ideali, iki ya da üç depresyonlu hastanın, diğer duygusal problemleri olan kişilerin oluşturduğu gruba dahil edilmesidir.

Karma kompozisyondan daha önemli olan, tüm hastaların, kişiler arası ilişkilere değer veriyor olması önkoşuludur. Yani, hastaların, diğer kişilerle tatmin edici ilişkiler kurmaya yönelik isteklerinin olması gerekir. Bu, gruba katılması için depresyonlu bir hastayla görüştüğümüzde, göz önünde bulundurulması gereken önemli bir koşuldur.

Bedensel Terapi

Son antidepresan tedavileriyle ilgili avantajlar ya da kötü alışkanlıklar hakkındaki yazılara rastlamadan bir hafta geçirmek oldukça nadirdir. Peter Kramer'in "Listening to Prozac” kitabı gibi popüler kitaplar da, bu tedavilerin yararları hakkında halkın hayal gücünü harekete geçirmiştir. Okuduğunuz kitaba ya da metne bağlı olarak, bu tıbbi tedaviler ya her türlü depresyon vakasını ortadan kaldıran tamamen güvenli mucize tedavilerdir ya da normal insanları, katile ya da nemfomana dönüştüren tehlikeli psikotropik ilaçlardır.

Gerçek, tabii ki, bu uç düşüncelerin arasında bir yerdedir. Antidepresanların da dahil olduğu tüm tıbbi tedaviler, terapötik fayda sağlamak için potansiyelin yanı sıra, problemli yan etkiler de taşır ve majör depresyonu tedavi eden uzmanlar için, bunların farkında olmak birkaç sebepten ötürü gittikçe, artarak zorunlu olmaktadır. İlki; biz nasıl ki terapistler olarak antideprasan terapisindeki son gelişmelere ayak uydurmaya çalışıyorsak, hastalarımız da bu gayret içerisindedir. Diğer taraftan da herhangi bir ruh halini değiştiren ilaç" kullanmaktan oldukça korkan hastalar olabilir. Bu nedenle,uzmanın  hastalara tedavi seçeneklerinin neler olduğu ve her seçenekten neler bekleyebilecekleri hakkında bilgi vermesi önemlidir.

İkincisi; A.B.D de kanuni bedellerin de söz konusu olabileceğidir. Depresyon vakası için sadece psikoterapiyle uzun dönem tedavi edildikten sonra psikiyatristini dava eden en azından bir hasta olayı biliniyor. Karmaşıklaşan bir dünyadayız ve antidepresanlar hakkında bir şeyler bilmek, psikiyatrist olmayanlar için bile bir gerekliliktir.

Kombine Tedavi

Majör depresyon çoğunlukla, psikoterapi ve antidepresan farmakoterapinin kombinasyonu ile tedavi edilir. Nitekim Amerikan Psikiyatri Derneği'nin "Majör Depresyonun Tedavisi İçin Uygulama Kılavuzu" da birçok hasta için bu kombinasyonu önermektedir.

Tedavi Sunum Yöntemleri: Kombine tedavi stratejisi genellikle üç tedavi sunum yönteminden biriyle sağlanır.

 

  • 1-Hem ilaç hem psikoterapi
  • 2-Yalnızca ilaç tedavisi
  • 3- Yalnızca psikoterapi

 

Ülkemizde psikoterapi kültürü gelişmediği için genelde ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Hem ilaç hem psikoterapinin birlikte kullanılmasının daha başarılı sonuçlar doğurduğu ifade edilmektedir..

Hipnoz,EFT,Emdr

Depresyon tedavisinde diğer psikoterapi tekniklerine ek olarak hipnoz,eft,emdr gibi teknikler de kullanılabilmektedir.Uygulayanın uzmanlığına bağlı olarak gayet olumlu sonuçlar alınmaktadır.

 

Elektroşok Tedavisi (Elektro-konvulsiv Terapi (ECT)

Psikolojik sorunların tedavisinde ECT kullanımı ilk kez 1930'larda gerçekleştirilmiştir. Son 10-15 yıldan fazla süredir pek yaygın kullanılmamasına karşın, belli tip depresyonlar için etkili olduğu görülmüştür. ECT, Amerika Birleşik Devletleri'nde çok ciddi depresyon durumlarında kullanılmaktadır. Bu tür ciddi depresyonlarda hastanın bazı çarpıtılmış, temeli olmayan inançları (delüzyonları) vardır. Hareketleri ciddi biçimde ağırlaşmış ya da aşırı düzeyde artmıştır. Uykusuzluk çekmekte, özellikle sabahları çok erken saatlerde uyanmaktadır. Mutlu olaylar karşısında bile donuk ve tepkisiz kalmaktadır. Antidepresan ilaç tedavisine hiçbir yanıt alınamadığında ya da ciddi bir kalp rahatsızlığından dolayı hastaya ilaç vermek mümkün olamadığında, ECT, başvurulabilen bir tedavi yöntemi olmaktadır.

ECT uygulanırken, kişiye ilk olarak uyuması için bir anestezik verilir. Daha sonra kasları gevşetmek için bir iğne yapılır. Hasta uyuduktan ve hareket etmesi önlendikten sonra, şakaklarına yerleştirilen elektrotlar (küçük metal tabakalar) yoluyla, başına bir elektrik akımı uygulanır. Bu elektrik akımı yaklaşık 0.1-0.5 saniye gibi oldukça kısa bir zaman sürer ve beyinde bir kriz ya da nöbete benzer bir elektrik boşalımına neden olur. Kişinin kasları gevşek ve hareketsiz olduğundan, nöbet sırasında hiçbir ayak bacak hareketi olmaz. Nöbet yaklaşık bir dakika içinde biter. Daha sonra kaslar eski haline dönerken, anestezi etkisi de yavaş yavaş geçer ve kişi uyanır.

Bu tedavi, genellikle hastanede yatan ve depresyon düzeyi çok yüksek olan hastalar için kullanılır. Haftada 1 ya da 2 kez uygulanır. Ciddi düzeyde, yoğun depresyon yaşayanların ECT ile tedavisi için yaklaşık 5-10 seans gereklidir.

Günümüzde ise kendisinin ya da yakın bir akrabasının imzalı izni olmadan, hastaya ECT verilemez. Veriliyorsa da güvenli bir tarzda uygulanmaktadır. Uygulama öncesi, kişinin psikolojik olarak hazırlanmasına ve onurunun zedelenmemesine olabildiğince özen gösterilmektedir. İşin aslı aranacak olursa, son yıllarda ECT kullanılarak tedavi edilen kişi sayısı çok azdır. ECT, antidepresan ilaç tedavisi veya psikoterapiye kıyasla, ikinci sırada bir tedavi yöntemi haline gelmiştir. Birincil yöntemlerle hiçbir değişme elde edilmediğinde başvurulan bir tedavi yoludur.

Bazı hastalarda ECT'nin yararlı etkisi çok dramatik olabilir.

Bu yöntemin başarısını yaşamış olan hastalar ve onların akrabaları, depresyonun verdiği acıyı çabuk ve güvenli bir biçimde sona erdirmek amacıyla, rahatsızlık tekrarlandığında, sık sık ECT tedavisini talep edebilirler.

Psikodinamik Terapi

Psikodinamik psikoterapi, ilk olarak bu yüzyılın başında Viyana'da Sigmund Freud tarafından geliştirilmiştir. "Psikoanaliz" olarak bilinen klasik biçimiyle, bireysel olarak uygulanan ve uzun yıllar süren bir terapi türüdür. Psikodinamik adının verilmesinin nedeni ise, insanlardaki rahatsızlığın nedeninin çocukluk deneyimlerinden getirilen iç çatışmalara ve güdülenmelere bağlanmasındandır. Örneğin, Freud'a göre depresyon, kişinin aynı anda sevdiği ve nefret ettiği bir yakınına duyduğu öfkeli kızgınlık gibi duygularını, ona yöneltemeyip kendisine yöneltmesine bağlıdır.

Zıt duygular arasındaki çelişki anlamına gelen 'ambivalans' kavramı, depresyonun psikoanalitik açıdan açıklanmasında bir temel oluşturur. Bu çelişkili duyguların depresyondaki insanın çocukluk dönemlerindeki hayal kırıklıkları ve engellenme duyguları ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu duygular, onu yetişkinlik yaşamında da etkilemeye devam etmektedir. Psikoanalitik psikoterapide temel bir kişilik değişikliği amaçlandığı için, çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan derin çelişkiler üzerinde durulur ve tedavi uzun zaman alır.

Klasik psikoanaliz, tanımı gereği uzun-süreli olduğu için, akut (birdenbire ortaya çıkan) depresyonun tedavisinde pek yararlı olmamaktadır. Son yıllarda, depresyonun tedavisinde kullanılmak üzere kısa süreli psikodinamik psikoterapiler de geliştirilmiştir. Bu kısa süreli psikoterapilerin diğer tedavi yöntemlerine kıyasla ne kadar etkili olduğunu test eden ve çok sayıda hastayı kapsayan çalışmalar yoktur.

Ancak, birçok bireysel vaka raporu, uzun süreli klasik psikoanalizle karşılaştırıldığında, bu yaklaşımların daha başarılı olduklarına işaret etmektedir. Psikodinamik yöntemler, ancak bu konuda uzmanlaşmış terapistlerin gözetiminde uygulanabilir. Gerek bilişsel, gerekse davranışçı terapiler, "şimdi ve burada" üzerinde yoğunlaşmaları ve çocukluk çatışmaları ile uğraşmamaları nedeniyle, psikodinamik terapiden farklılaşan, kısa-süreli terapilerdir.

Destekleyici terapi

Depresyonda iken sorunlarınızın çözümü için, bazen psikoterapiye ek olarak, bu konuda yetişmiş bir hemşire ya da danışmandan alabileceğiniz, daha genel 'konuşma terapileri' de vardır. Bunlar arasında, "destekleyici terapiler" ya da "danışandan kaynaklanan yönlendirici olmayan terapiler" sayılabilir. Bu tür terapilerde, insanların neden depresyona girdiklerini açıklamaya çalışan kuramsal bir alt yapı yoktur. Bu yönleriyle de bu yaklaşımlar, psikodinamik ve bilişsel-davranışçı terapilerden farklıdırlar. Ancak başvurduğunuz bu uzman, herhangi bir terapinin işe yaraması için gerekli olan cana yakınlık, içtenlik, anlayış gibi terapist niteliklerine sahipse, bu yöntemler de yararlı olabilir. Destekleyici terapistler, size sorunlarınızı açığa vurma şansı verip, önerilerde bulunarak; anlattıklarınızı ilgiyle dinleyip, sizi içtenlikle anlamaya çabalayarak, sıkıntılarınızı kendi kendinize çözmenizde yardımcı olmaya çalışırlar.

Depresyonda Olan Kişiye Ailesi, Çevresi Nasıl Davranmalı? (link koy)

Bize gelen hastalardan biliyoruz ki, depresyon tanınmadığı için, hasta yorgun, bitkin olduğundan, hiçbir şeye karşı ilgi duymadığından; içinden gelmediğinden; çevresi tarafından "tembellikle, miskinlikle" suçlanır. Oysa hasta hayat enerjisini yitirmiştir. Bu durum hastanın "elinde ve iradesinde olan" bir şey değildir. Tamamı hastalığın getirdiği bir sonuçtur. Hastanın çevresi mantıklı düşünmeli ve daha önce "tembel" olmayan bir insanın neden şimdi "tembel" diye nitelendirdiklerini pozisyonda olduğunu anlamaya, çözmeye çalışmalıdır.

"Bir şeyin yok, evham yapıyorsun kafaya takıyorsun, düşünecek ne var?" türünden sözler hastayı rahatsız eder. Anlaşılmadıklarını düşünüp iyice içine kapanırlar.

Bazen de; "haydi gezmeye gidelim, eğlenelim, hadi gül biraz, bak açılırsın" şeklinde cümlelerle hastalara yardımcı olunmaya çalışılır. Oysa bu tür teklifler bile hastayı yorar. Depresyonda olan hastaların çoğunluğu sessiz, sakin, gürültüden uzak, problemlerden uzak bir ortamda yaşamayı düşlerler. Konuşmalar, bağrışmalar, çocuk sesleri, eğlenmeler çok rahatsız eder. Çünkü onlar çok farklı bir dünya da yaşarlar. Bu dünyada “elem, keder,çaresizlik” vardır.Hastanın yakınında olanlar hastaya bir şey telkin etmeden onu nötr bir şekilde anlamaya,değerlendirmeye çalışmalıdır.Yargılamadan,üzmeden konuşmalı. “Bir şeyin yok” lafını asla kullanmamalıdırlar.